OTİZMDE BESLENMENİN ÖNEMİ

OTİZMDE BESLENMENİN ÖNEMİ

Otizm ve hiperaktivitede beslenme nasıl olmalı?

Bozuk metilasyondan etkilenen fonksiyonel bölgeler birbirleriyle karşılıklı olarak etkileşim içindedirler. Aynı şey sizin bağışıklık sisteminiz ve sindirim problemleri arasındaki ilişki için de geçerlidir. Bağışıklık hücrelerinizin büyük bir bölümü sindirim yolunda yerleşmiş olduğu için metilasyon, bağışıklık bozuklukları, geçirgen bağırsak sendromu gibi sindirim problemleri, alerjiler, çocukların yaygın olarak yaşadığı çeşitli sindirim problemleri birbirleriyle yakın ilişki içindedir.
Kısaca metilasyon düşükse T hücrelerinin üretimi de düşüktür bu durumda histamin düzeyi yükselir. Histamin enflamasyonla ilişkilidir ve geçirgen bağırsak sendromu ve alerjilere yol açar.

YEDİKLERİMİZİN AKIL SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ

Pek çok çocuğun diyetinde yüksek şeker, rafine nişasta, kolalı yiyecek ve içecekler, kötü çeşit yağlar ve suni katkı dediğimiz çeşitli kimyasallar bulunmaktadır.

Bu tarz bir beslenme; çok yüksek enerji ve temel besinlerden eksik bir beslenme düzeni demektir. Ülkemizde ıvır zıvır olarak bilinen (yabancı otoritelerce de junk food diye nitelendirilen) ve çeşitli beslenme uzmanlarının yaptığı örnek çalışmalar ile hiç bir besleyici değer taşımadığı ortaya konan bu ürünlerin çocuklarımızın davranışlarında, öğrenme yetilerinde, ruh hallerinde ve enerji düzeylerinde dalgalanmalara neden olduğu tesbit edilmiştir.

fast-food-3

Bu çeşit beslenme ile vücudumuzun ve beynimizin yaşamsal fonksiyonlarını sağlayan önemli gıdaları eksik ya da hiç alamamaktayız. (bak: www.fabresearch.org) 15 temmuz 2010 itibari ile Avrupa Birliği hazır gıdaların etiketlerinde bilim otoritelerince otizm ve hiperaktivite yapabilen maddelerin olduğunu tesbit ettiği katkıları belirtme zorunluluğu getirmiştir. Sigara paketlerinde ‘’sigara sağlığa zararlıdır’’ örneğinde olduğu gibi .

Zayıf beslenme düzeni zayıf sağlık demektir. Çoğu zaman hazırlanması ve satın alınması kolay hazır yiyeceklerle çocuklarımızın sağlığını kendi ellerimizle bozmaktayız .

Son dönemlerde yapılan kontrollü çalışmalarda da görülmüştür ki; katkı maddesi içeren yiyecekler sinirlilik, hiperaktivite ve davranış bozukluklarına hatta daha fazlasına neden olabilmektedir.

kızgın yiyici

Genellikle diğerine göre daha ucuz olan ürünlerde içerik şüpheli olabiliyor. Örneğin çilekli yoğurdu ele aldığımız da genellikle görülen odur ki ürüne rengini, kıvamını ve tadını veren kimyasallar katılmaktadır (jelatin, glukoz, suni tatlandırıcı, boya vb gibi).

meyveli yoğurt

Yağ oranı düşük diye bildiğimiz pek çok yoğurtta da genellikle koyulaştırıcı olarak bilinen (mısır nişastası, suni tatlandırıcı vb) ürünler kullanılmakta, dolayısı ile de besin değerleri düşük olmaktadır.

Hazır yemeklerde de daha ucuz olsun diye, sağlık için son derece zararlı olduğu pek çok araştırma ile kanıtlanmış hidrojenize yağlar, koruyucular, deri ve kemik tozları ve benzeri pek çok hileli malzemeler (örneğin dondurulmuş tavuk nuggetlerinde) kullanılmaktadır.

Tavuk Nugget

Fastfood ürün satan yerlerde de çoğunlukla yüksek ısıda sıkıştırılarak üretilen bitkisel yağlar kullanılmakta ve bunlarda yapılan pişirme işleminde de yüksek ısıda zararlı yağ asitleri ortaya çıkmaktadır.

Süpermarketlerde genellikle daha çok insan satın alıyor diye daha büyük boyutlarda üretilmiş elmalar satılmaktadır. Çoğu zaman bunun anlamı daha zayıf vitamin ve mineral yanı sıra aslında hiç bulunmaması gereken hormon içeriği demektir.

Yiyeceklerde kullanılan yapay tatlandırıcıların çoğu sentetik kimyasallardan oluşmaktadır. Bunların tadı ve kokusu doğallarıyla aynı olduğundan fark edilemediği gibi doğala özdeş de değildir.

Piyasalarda satılan (tüm dünya pazarlarında) hazır meyve suları veya gazlı içeceklerde yüksek oranda şeker kullanılmaktadır. Bu ürünler besin değerleri olmadığı halde haddinden fazla enerji yüklemesi yapmaktadırlar. Örneğin 330 ml. olarak sunulan bir cola’da 25 gr. şeker bulunmaktadır. Şeker içermiyor diye satılanlarda ise suni tatlandırıcılar vardır. Bunların da çocuklar için farklı riskler taşıdığı kanıtlanmıştır. Düzenli kullanılmaları halinde vücudun mineral düzeylerinde önemli düzeylerde azalmalara da yol açabilmektedir.

Gıdalar ve beslenme alışkanlıkları çocukların çoğunun ruhsal ve fiziksel sağlığında anahtar rol oynarlar. Bunun için onların ruh ve beden sağlığını korumak adına onlara yedirdiğimiz tüm ürünleri dikkatle seçmeli, daha dikkatli ve bilgili olmalıyız. Bunu gelecek nesillerimiz için yapmalıyız.

kola ve meyve suyu

Çocuklarımız şeker ve nişastalı yiyecek bağımlısı olabilirler. Pek çok rafine nişastalı ve şekerli ürün çocuğumuzun beyin, sindirim ve bağışıklık sistemine hasar verebilir. Sonuç olarak da ruh hali, enerji dalgalanmaları, öğrenme güçlüğü, davranış problemleri gibi sorunlara davetiye çıkarılabilmektedir. (ABD ve İngiltere’de gelecek nesillerin beden ve ruh sağlığı için bu konularda ciddi çalışmalar ve düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır.)

Çocuklarımız yeterince iyi yağ almak yerine kötü yağlar olarak bilinen (hidrojenize bitkisel ) yağlardan bolca tüketebilirler. Bu tür yağlar genellikle rafine edilmiş, pek çok işlem görmüş ürünlerde bulunmaktadırlar (cips, hazır kek, pasta, bisküvi, vb.).

Cips

Oysa beynin gelişmesi ve fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için omega-3 (EPA-DEHA), omega-6 gibi temel yağlar (esansiyel yağlar) gerekmektedir. Bunlar vücut tarafından üretilemediği için besin yolu ile almamız zorunludur.

Son çalışmalar göstermiştir ki bağışıklık sistemimiz, kalp ve beyin sağlığımız için çocuklarımıza verdiğimiz omega-3 yağ asidi; onların hızlı okuma, heceleme, dikkat, hafıza gibi sorunlarına yardımcı olmaktadır. Tüm bunlara ek olarak da kendine ve çevresine zarar veren davranışlarında düzelmeler sağlamaktadır.

Çocukların beslenme alışkanlıklarında üç temel etki vardır:

  • Basit karbonhidratlara olan tutku
  • Çok fazla kötü yağla beslenip iyi yağlardan fakir beslenme
  • Suni katkı maddelerinden zengin beslenmesi; tatlandırıcı, renklendirici, koruyucu (gıdaları mantar ve bakterilerden koruyan) kimyasallar vb..

Çocuklarımıza zaman zaman aşağıda belirtilen teşhisler konmuş olabilir:

  • Öğrenme güçlüğü ve davranış bozukluğu
  • Otizm
  • Disleksi
  • Dispreksia (gelişimsel koordinasyon bozukluğu)
  • Hiperaktivite vb..

Bunların çoğunun sorunu bazen ortak da olabilmektedir. Unutmamalıyız ki teşhis sadece bir tanımlamadır, bir açıklama değildir. Bunlar sorunlarını tanımlayabilirler ama nedenlerini açıklayamazlar.

Amerika’da çocukların 1/20‘sinde hatta bazı eyaletlerde daha da fazla oranda çocuk ritalin benzeri ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Oysa bu teşhis bazı tıbbi durumlardan; hormonal, metabolik, genetik, sinir sistemi hasarlarından, kan hastalıkları ve ağır metal zehirlenmelerinden kaynaklanıyor olabilmektedir. Aslında bu tür ilaçlar daha ucuz olduğu için sonuçların baskılanması hasarın tedavisine tercih edilmekte ve ailelere ilk olarak bu yol önerilmektedir.

Eğer çok gerekli değilse bu tür ilaçlara yönelmek uygun değildir. Bazı çocuklar için ilk çare değil son çare olmalıdır. Zira bir yeri yaparken başka bir yeri bozabilirsiniz. Bu tür ilaçlar daha iyi konsantrasyon sağlıyorsa bu çocuklar neden daha iyi öğrenmeye başlayamıyorlar?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir